logo

‘Ölenler geri dönmeyecekse adalet nedir?’

Londra’da Grenfell Tower’a yaklaşan sokaklarda ağaç gövdelerine, trafik işaretlerinin direklerine irili ufaklı notlar bağlı.

Bazı kâğıtlar sonrasında plastikle kaplandığından, o yangın gecesi belli ki arkadaşını merak eden bir çocuk elinden çıkmış “Umarım iyisindir, yangından kurtulmuşsundur” dileği altı aydır orada.

Hemen yanlarında hepsi elde örülmüş küçük sarı kalplere, sarı fiyonklara, binaya yaklaştıkça oyuncak ayılar, futbol takımı formaları, kuru çiçekler ekleniyor.

14 Haziran’da muhtemelen dördüncü katta bir buzdolabından başlayan ve dakikalar içinde 24. kata kadar sıçrayarak 60 saat boyunca yanan Grenfell Tower, kömür, is ve külden müteşekkil devasa bir anıt gibi yükseliyor. Bu çağa ait bir anıt…

Bir yandan yüksekliğiyle nereden baksanız görünüyor, bir yandan 71 insanın “cinayet mahalline” dönüşmesine yol açan nedenlerle görünmez.

11 Aralık’ta başlayan kamu soruşturması hakikatleri ne kadar görünür kılabilecek, buna dair şüphesi olan çok.

Trajedinin büyüklüğü çok kişiye “Bu nasıl olabildi?” diye sorduruyor. İnanamıyorlar.

Manzara şu: Londra’nın en zengin belediyelerinden Kensington Chelsea’de, önlerinde on milyon Sterlinlik arabalar duran, dünyanın emlak ederi en yüksek evlerinin dibinde sakinlerinin büyük çoğunluğunun göçmen, işçi ve Müslüman olduğu 1974’te yapılmış bir sosyal konut… Gelir adaletsizliğinde büyük uçurumun, derin çelişkinin fotoğrafı…

‘Sorumluları cezaevinde görmek istiyoruz’

Thatcher döneminden beri tırpanlana tırpanlana sosyal konutların sayısı iyice azalmış; kalanların bazılarının yönetimleri de Grenfell’de olduğu gibi özel şirketlere devredilmiş.

Bu evlere yerleşebilmek için aylarca, yıllarca kuyruk beklemek gerekiyor. Grenfell’in geçirdiği son tadilatta daha ucuz olduğu ve hazin şekilde o zengin evlerden bakanlara daha güzel görüneceği için seçilen dış kaplama malzemesi, olmaması gereken kadar yanıcı.

Üstelik sakinlerinin daha evvel yaptığı uyarılara rağmen fıskiye sistemi yok. Çok kolay kontrol altına alınabilecek bir kıvılcım, yüzlerce metrelik alevlere dönüyor. Hiçbir şey nedensiz değil.

11 Aralık sabahı kamu soruşturmasının yapıldığı Holborn Bars’a kimi bizzat binadan sağ çıkan, ölenlerin yakınları da gelmiş.

Sessizce arka sıralara dizilmişler. Başbakan Theresa May’in üç hafta içinde yeni evlere yerleşecekleri vaadine rağmen, aradan geçen altı ayda ailelerin yüzde 80’i kalıcı konuta geçebilmiş değil.

Hatta bir kısmı dar otel odalarına sıkışmış durumda. Yangında üç yakınını kaybeden Judy Bolton, bu sürecin sağ kalanlarda ikinci bir travma yarattığını söylüyor. “Ölenler geri dönmeyecekse adalet nedir?” diye soruyor, “Ama her şeye rağmen gerçekleri duymak ve evet sorumluları cezaevinde görmek istiyoruz”.

Adli soruşturma sürerken başlayan bu kamu soruşturmasında heyetin gündeminde iki başlık var: Yangın nasıl ve neden çıktı? Grenfell sakinlerini, aileleri, müdahil olmak isteyen mahallelileri temsil eden avukatlar birbiri ardına söz alarak benzer bir şeyi, başkanlık eden yargıç Sir Martin Moore-Bick’ten temel bir çerçeve değişikliğini talep ediyor aslında.

‘Doğru soruları sol soruyor ve sağcılar bundan korkuyor’

Mağdurların merkeze oturacağı, teknik detaylarla dolu bilirkişi raporlarına boğulmamış, kamu vicdanını rahatlatacak ve gelecekte benzer vakaları önleyecek bir soruşturma…

Hatta güvenlerinin artabilmesi için bizzat o insanlardan oluşan, karar alma sürecine de katılabilecekleri bir heyet öneriliyor. Çünkü açık ki güvensizler.

Kendisi de mahalle sakini olan Grenfell İçin Adalet (Justice4Grenfell) grubundan Moyra Samuels de Holborn Barns’da.

Bir hafta evvel, sayısını unuttukları toplantılardan biri için geldikleri Kensington Chelsea Belediyesi önünde, muhtelif sol parti ve örgütle eylem yapmışlardı.

Orada tanıştığımızda bu yangının konut politikasının ve politik kararların bir sonucu olduğunu anlatmış, “Böyle toplantılarda bize dünyadan anlamıyormuşuz, aptalmışız gibi davranıyorlar” demişti.

Basında yer alan, solun bu trajediyi “ele geçirdiği” ve Grenfell’i “politikleştirdiği” ithamına duruşma öncesi cevap veriyor: “Doğru soruları sol soruyor ve sağcılar bundan korkuyor, bu kadar basit…”

İkinci gün söz sırası belediyenin, bina yönetimini ve de tadilatını üstlenen şirketlerin avukatlarındaydı. Temsil ettikleri kurumların ellerinden geleni yapacaklarını dokunaklı tiratlarla anlattılar.

Heyete gururla sundukları bilmem kaç bin döküman, bilmem kaç terrabaytlık belge, vaat ettikleri şeffaflığın bir yandan somut, ama bir yandan da çok soyut teminatıydı.

Tadilatı yapan şirketin avukatı, acılarını çok iyi anladıkları girizgâhıyla başlasa da ailelerin teamülleri aşan taleplerine usulünce cevap verilmesini ve aslında açıkça bu soruşturmanın tüm taraflara adil olması gerektiğini söylüyordu.

Farklı açılardan bakıyor olsa da salondaki herkes düzenin kendisinin yargılanamayacağını, ancak günah keçisi seçilebileceğini biliyordu sanki.

Grenfell Tower’a Charles Dickens gözüyle bakmak

İki günün sonunda ailelerin kimi binadan koşturarak ayrıldı, konuşmak istemiyorlardı. 45 yıldır ülkesi Mısır’dan uzakta Londra’da yaşayan ve yangında 57 yaşındaki berber yeğenini kaybeden Muhamed Ragap gibi “Umutlu olmak istiyoruz, bu daha başlangıç” gibi cümleler kuranlar vardı.

Kardeşini, eşini ve üç yeğenini kaybeden Etiyopyalı bir babanın isim vermeden “Mahkeme işlerine dair konuşmak iyi olmayabilir” deyişini, ailesiyle ürkekçe uzaklaşmalarını böyle kaydetmek gerekli.

Bir de ismini öfkesinden söylemeyenler vardı. “Ben karımın ölüsünü kucağıma aldım. Beni kaç kere öldürebilirsiniz?” diye küfürlerle haykıran genç siyah bir adam, heyette neden hiç siyah olmadığını soruyordu.

“Eskiden köle ticareti yapmış bir ülkeden ne bekleyebilirsin?” diye bağırıyordu, arkadaşları binanın kapısından onu çekip uzaklaştırana kadar.

Kapitalizmin 21. yüzyıldaki acımasızlığını tarif ederken, romanlarında 19. yüzyılı, Sanayi Devrimi’nin erken döneminin yarattığı sefaleti, yoksulluğu ve eşitsizliği anlatan Charles Dickens’a referans veriliyor sıklıkla.

İçine düştüğü krizi finans ve gayrimenkul piyasalarının azgınlaşmış iştahıyla atlatmaya çalışan, spekülatörlerin oyun alanına dönmüş bugünün küresel kapitalizmine ve sağlıktan konuta onun devamı neoliberal politikalara Dickens gözüyle bakmak, hakikaten Grenfell Tower’ın kurbanlarını anlatmak demek.

Holborn Bars’ın kırmızı tuğlalarının rengini almış avlusu hangi yüzyıla bakıyor, bir an karışıyor. Dickens’ın 1830’larda tam da bu binanın durduğu yerde üç yıl yaşamış olması, tarihin ironisi olmalı. (Pınar Öğünç, BBC)

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.